Peker’in anlatmadığı gizli hatlar

SEÇTİKLERİMİZ - Fehim Taştekin Gazete Duvar için yazdı: Savaş suçu, insanlığa karşı suç, yağma suçu, teröre destek suçu, etnik ve dinsel soykırım suçuyla uzayıp giden kirli bir süreç bu.

1 Haziran 2021 10:39
Fehim Taştekin
Manşet Resimleri

Sedat Peker son videosunda Suriye’de terör örgütleri listesindeki Nusra Cephesi gibi grupların silahlandırılmasında SADAT’a işaret ederek skandalı devlet dışı bir kurumla sınırlandırıyor. Ucu Saray’a çıkan SADAT’ı hak ettiği şekilde kamyonun altına iterken tehlikeli çarkta ana organizatör MİT’le birlikte Jandarma ve TSK’nin rolünü es geçiyor. Peker gibi suç sicilini devletin hizmetine sunmuş ve kendi varlığını ‘yüce devlet’ kutsiyetiyle anlamlandıran birisi için anlaşılır bir seçicilik.


Kendi yardım konvoyuna eklenen silah yüklü kargonun SADAT eliyle Nusra’ya gittiğini söylüyor. Şii Türkmenleri katledenlere silah yardımını da kendi Türkçü kalıplarına sığdıramayıp bunun mantığını sorguluyor.


Peker’in ifşa ettiği sevkiyatın tarihi Kasım 2015. Bunun öncesinde işleyen çarkın bir 4 yıllık geçmişi var. Peker o tarih diliminde ve sonrasında küçük bir nokta.


2013 ve 2014’te ele geçirilen MİT’e ait TIR’larla ortalığa saçılan bilgiler, meselenin bir FETÖ davasına dönüştürülmesi sayesinde etkisizleştirilmişti.


Hafıza tazelemek ve resmi biraz daha genişten alabilmek için geriye gidelim.

 

Bir soruyla başlayalım: 3-6 Haziran 2011’de sınırda Aşağıpulluyazı’nın 20 km ötesinde Cisr el Şuğur’da 123 Suriyeli güvenlik görevlisini öldüren grupların kullandığı mermilerin Makine Kimya Endüstrisi’ne (MKE) ait olduğu tespit edilmişti. Bu öncü cihatçı gruba mühimmatı kim verdi? Türkiye’yi içine alan ilk günah öyle başladı. 

 

Kanlı sürecin başında Hatay-Reyhanlı’da Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) binası radikal İslamcıların eğitildiği, silahlandırıldığı ve sınıra nakledildiği yerdi. Eğitilenler geceleri otobüslerle Kuşaklı ve Bükülmez geçişinden Suriye’ye sürülüyordu. Kaçakçıların kullandığı yollardan.

 

Sonra Eğit-Donat ile ölçek büyüdü. Programın büyük patronu CIA idi. ABD bu programa 2015’te son verdiğinde eğitilen ve donatılanların sayısı 15 bini bulmuştu. Eğitilenlerin bir kısmı Nusra Cephesi’ne katıldı. Silahların bir kısmı da Nusra’nın envanterine geçmişti. Silahları satarak zengin olanlar da az değildi. ABD’nin fişi çekmesinin gerekçesi de silahların Nusra’nın eline geçmesiydi. Fakat bunun böyle olduğu başından belliydi. El Kaide’nin Deyr el Zor ve Haseke vilayetlerinde emirlik kurabileceği öngörüsü ABD Savunma İstihbarat Teşkilatı’nın (DIA) 5 Ağustos 2012 tarihli raporuna girmişti. Türkiye de kendi topraklarında CIA’den geri kalacak değildi ya. İşte böyle bir süreçte bir dönem Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a başdanışmanlık yapan Adnan Tanrıverdi’nin SADAT’ı ortaya çıkıverdi.

 

…Fehim Taştekin'in Gazete Duvar'daki yazısının tamamı için TIKLAYIN