Ortak mücadele, şimdi değilse, ne zaman?

Muhsin DALFİDAN yazdı – Dalfidan, HDP’nin çağrısıyla 8 parti ve örgütün gerçekleştirdiği toplantıya dair Sol Parti, Türkiye Komünist Hareketi ve Türkiye Komünist Partisi’nin görüşlerinin eleştirisini yapıyor.

21 Ocak 2022 13:13
Muhsin Dalfidan
Manşet Resimleri

HDP’nin çağrısı ile kendilerini “demokratik, sol, sosyalist ve devrimci” olarak nitelendiren 8 parti ve örgüt, 18 Ocak 2022 tarihinde Ankara’da toplandı.

 

Bu satırları toplantının gerekçelerini ve gerekliliğini anlatmak için yazmıyorum. Bu mesele elbette çok önemli, ancak hem herkesçe malum, hem de kısa bir yazı sınırlarına sığmaz. Bu satırları toplantıya katılmayan ya da katılıp da süreci anlamlı bulmayan örgütlerden üçünün toplantıya ilişkin görüşlerinin, gerçekleri ne denli açıklayıp açıklamadığını ortaya koymanın ilk adımı olarak ve tüm demokrat, devrimci, sol ve komünist güçlere naçizane bir ‘sol duyu’ çağrısı yapmak için yazıyorum.

 

Toplantının derdini kendi ağzından ifade edebilmek için toplantı sonuçlarının paylaşıldığı metinden alıntı ile başlayacağım. Devamla, olumsuz görüşte olan örgütlerin gerekçelerinden yapacağım alıntılarla sınırlı düzeyde,  gerçek ile gerçekleri ters yüz etmenin izini sürerek;  şimdilik kaydıyla “sol duyu” ne yana düşer usta? sorusuna not düşüp noktayı koyacağım.

 

Toplantı sonuç bildirgesi niteliğindeki “Basına ve Kamuoyuna” başlığıyla yayımlanan ortak metin;

“Türkiye’nin içinde bulunduğu toplumsal, siyasal ve ekonomik sorunlar çığ gibi büyümektedir. İktidarın sömürü, talan ve ayrımcılık politikaları, toplumun ezilen bütün kesimlerinin her türlü insani haklarının ellerinden alınmasına, yoksullaşmaya neden olmakta ve doğanın talan edilmesine yol açmaktadır. Bu gidişattan çıkmak için umudu büyütecek, topluma güven verecek güçlü bir birliği kurabilir, mevcut baskı rejiminin önünü kesebilir, demokratik değişim ve dönüşümün önünü açabiliriz. Bu nedenle Türkiye’nin demokratik, sol, sosyalist ve devrimci güçlerinin geniş bir mücadele ortaklığı sağlaması gerektiğine inanıyoruz.” paragrafı ile başlayıp;

 

“Türkiye’nin bütün ezilenleri, ötekileştirilenleri, mağdurları, emekçileri, kadınları, gençleri ve ekoloji mücadelesi verenleri ile en geniş demokrasi, eşit yurttaşlık ve mücadele ortaklığını kurmanın yol ve yönetmelerini konuşmaya devam edeceğiz. Demokratik, sol, sosyalist ve devrimci güçler olarak üzerimize düşen toplumsal sorumluluğu yerine getirmeye kararlıyız.” paragrafı ile sonlanıyor.

Toplantıya çağrılı olduğu halde katılmayan Sol Parti basın açıklamasıyla duyurduğu katılmama gerekçesinde şunları ifade ediyor:

“…Tartışmaya seçim ittifaklarından ve milletvekili sayılarından başlamayı doğru bulmuyoruz. Bize göre bu etapta yapılması gereken şey, içinde ciddi riskler barındırdığı açık olan seçimin koşullarını da belirleyecek toplumsal bir mücadelenin örgütlenmesidir.

 

Partimiz bu aşamada hangi koşularda yapılacağı belli olmayan seçime ilişkin bir ittifak tartışmasına girilmesini doğru bulmamaktadır. Bu bağlamda HDP’nin çağrısıyla gerçekleşecek sınırları ve içeriği belli olmayan Demokrasi İttifakı adı altında yapılacak çalışmanın parçası olmadığımızı kamuoyu ile paylaşırız.”

 

Önce, Sol Parti Başkanlar Kurulu üyesi Önder İşleyen’in Halk TV programındaki sözlerine ilişkin kısa bir not düşeyim.  İşleyen programda,  HDP, solun kendi etrafında birleşmesini istiyor, yarınki toplantının da hedefinde bu var dedi. Toplantı çağrısında ve de toplantı sonuç bildirgesinde buna dönük tek bir ifade var mı? Yok. Çağrıda ve sonuç bildirgesinde kapsamı, sınırları, hedefi ve içeriği belirli ortak mücadele ve ortak mücadelenin nasıl örgütlenebileceği derdi var. Sayın İşleyen, buna karşı mı? Kendi söylemlerine göre karşı değil. Öyle ise dışarıda durma tavrını gözden geçirmesi gerekmez mi?

 

Yine sayın İşleyen 17 Ocak akşamı Halk TV’deki toplantıda, HDP ve toplantı çağrısına saygı duyduğunu belirtti. Kendi adıma bilmukabele derim. Ama bu nasıl saygı ki, benim ve benim gibilerin söylemediğini, bana/bize ait olmayan görüşleri bana/bize ait gibi anlatıyor. Bu olmamalı dostlar.

 

Sol Parti, HDP’nin ittifaktan seçim ittifakını ve milletvekili pazarlıklarını anladığını nereden çıkarıyor anlamak mümkün değil. Daha önce söylenen ve yazılanlar ve belgeler ortadayken bu açıklama gerçeği ters yüz etmiyor mu? diye sormakla haksızlık etmiş olmayacağımı düşünüyorum. 

 

Sol Parti, toplantının ortak açıklama metni ortada duruyorken hala aynı görüşünde ısrar ediyor mu merak etmekteyim. Her insan gibi her devrimcinin ve devrimci örgütün de peşin hüküm ve yanılgıdan azade olmadığından hareketle görüşünde değişikliğe giderek adım atmasını, tüm devrimci dostluk ve dayanışma duygularımla beklediğimi belirtmek isterim.

 

Sol Parti’nin toplantıya katılmama açıklanmasında, çağrının sınırları ve içeriği belirsiz olduğu ifadeleri de var. Öyle olmadığını çağrı öncesi biliyoruz. Toplantı sonuç bildirgesinde de sınırın  “Demokratik, sol, sosyalist ve devrimci güçler” olduğu net olarak tekrarlanıyor.

 

Yine çağrıda olduğu gibi, toplantı sonuç bildirgesinde de içerik net olarak anlatılmakta ve şu ifadelerle bitirilmektedir: “Bu gidişattan çıkmak için umudu büyütecek, topluma güven verecek güçlü bir birliği kurabilir, mevcut baskı rejiminin önünü kesebilir, demokratik değişim ve dönüşümün önünü açabiliriz. Bu nedenle Türkiye’nin demokratik, sol, sosyalist ve devrimci güçlerinin geniş bir mücadele ortaklığı sağlaması gerektiğine inanıyoruz.”

 

Görüldüğü üzere, sınırlarda ve içerikte belirsizlik olmadığı gibi, Sol Parti’nin açıklamasındaki “Bize göre bu etapta yapılması gereken şey, içinde ciddi riskler barındırdığı açık olan seçimin koşullarını da belirleyecek toplumsal bir mücadelenin örgütlenmesidir.” tespitiyle, toplantı deklarasyonundaki tespit ve hedeflerin neresi çelişiyor? Çelişen bir şey yok, fazlası var. Toplumsal mücadelenin örgütlenmesine odaklanılıyor; hem de nasıl ve kimlerle olacağının çerçevesi belirtilerek, yol ve yöntemler konusunda yönelim de belirlenerek. Bunun neyine karşı çıkılabilir? Bağımsız örgütlenme ve mücadelemizi koruyup geliştirirken, farklılıklarımızı gören bir yerden ortak hedefler için ortak ilke ve yöntemlerle, ortak mücadelede yerimizi almak için hiç birimiz geç kalmış değiliz. Bu sofrada yer almak tarihsel ve siyasal bir sorumluluktur. Sol partinin ve tüm demokrat, devrimci, sol ve sosyalist kişi ve çevrelerin bu sorumluluğun bilincinde olduğuna inancım tamdır. Bu sorumluluk şimdi yerine getirilmeyecekse, ne zaman getirilecek?

Yine dışarıdan konuşan Türkiye Komünist Hareketi (TKH) yayımladığı bildiride şu tespitte bulunuyor:

“HDP’nin merkezinde durduğu 3. İttifak gündeminin ilkeler yerine milletvekili pazarlığıyla yürütülmesi, 3. İttifak’ın çizgisini belirsiz kıldığı gibi aynı zamanda 3. İttifak’ın sol bir eksene çekilmesinin de önündeki engel olarak durmaktadır. Milletvekili pazarlığı ve sayılar üzerine dönen ittifak ekseni, devrimci bir odak arayışını değil pragmatik siyasetin ve seçim hesaplarının önünü açtığından ilkelerin belirsizliğine ve HDP’nin çelişkili konumunun etkisine fazlasıyla açık bir duruma işaret etmektedir.” 

 

Sol Parti’nin değerlendirmeleriyle neredeyse bire bir örtüşen bu tespitler için yukarıda ifade ettiklerimin dışında başka söze gerek var mı? Toplantı deklarasyonunu okuduğumuzda görüyoruz ki: Pazarlık yok, çizgi belirsizliği yok, seçim hesapları yok, eksen kayması ise hiç mi hiç yok ve eksen net.  Öyleyse?...

 

Umudum odur ki, TKH de bu durumda tespitlerinin öznelliğini gözden geçirerek “dostlar sofrasında” yer almaktan imtina etmeyecektir. Buna rağmen ‘bu sofra yer sofrası, biz masada yeriz’ denirse, ne diyebilirim ki!... 

 

Toplantıya katılan partilerden olan TKP’nin Genel Sekreteri Kemal Okuyan:

Sayın Okuyan, 17 Ocak akşamı Halk TV programında, HDP solla sınırlı bir ittifak istemiyor demişti. Bunun gerçeği yansıtmadığını bilen biliyordu ve toplantı deklarasyonuyla bir kez daha açığa çıktı. Kısaca kendi sözcüklerimle ifade etmem gerekirse; HDP sol ittifak olarak seçime endeksli olmayan üçüncü yol bloğu, halk ittifakı öneriyor. Ayrıca faşizme karşı burjuva muhalefeti de içeren faşizme karşı en geniş ittifak öneriyor. Okuyan’ın bunu bilmemesi mümkün mü? Bana göre değil. Peki, neden gerçekleri ters yüz etmeyi yeğler insan? 

 

Okuyan, 20 Ocak 2022 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki değerlendirmesinde ise;

“Ortak mücadele hattı oluşturmak için laiklik, anti emperyalizm ve sınıf ekseni bizim kırmızı çizgilerimiz. Toplantıya giderken de çıkarken de o toplantının bileşenleriyle böyle bir ortaklığın yakalanmasını mümkün görmedik. Biz peşin hükümlerle hareket etmiyoruz ama gerçekçi olacaksak, bizim düşündüğümüz program ve ilkeler etrafında bir şey oradan çıkmaz” diyor. 

Okuyan’ın bu ifadelerinden ne anlamalıyız? HDP farklı partilerin oluşturduğu bileşen partisidir. Bu bağlamda HDP’nin ve toplantıya katılan diğer partilerin laikliğe sahip çıkmadığı mı ifade ediliyor? Eğer öyleyse bu somut verilerle açıklanmalıdır. Zira katılım gösteren diğer partiler en az TKP kadar laikliğe sahip çıkmakta ve bunun için mücadele etmektedir. Belirtmem gerekir ki, laiklik derken tekçi-resmi Kemalist/devletçi laiklik anlayışından söz ediliyor ise, bu anlayış bizden ırak, özgürlükçü laiklik ise bizimle olsun!...

 

Antiemperyalist olmayan kimdir?  Eğer anti-emperyalistlik, sınıfsallıktan azade ulusalcılıkla ve içsel bir olgu olduğunu göz ardı ederek emperyalizmi salt dışarıda aramakla özdeşleştiriliyorsa buna diyeceğim olamaz. Böylesi anti-emperyalistlik bizden ırak olsun!... Emperyalizmin içsel bir olgu olduğu sistemde, ‘kendi’ sermayesine karşı mücadeleyle bütünleşik anti emperyalist mücadele bizim olsun!...

 

Yine sınıf eksenli mücadele anlayışı; her şeyin devrim ile çözüleceği sınıf indirgemeci anlayışsa, demokrasi mücadelesinin ve bu mücadelenin gerektirdiği devrimci-demokratik ittifakların anlamlı olmadığı, tek ittifakın devrim ittifakı olduğu ise, böylesi sınıf ekseni de bizden ırak olsun!... 

 

Öyleyse ‘sol duyu’ ne yana düşer usta?

Toplantıya katılanların bu adımı tüm demokratik, sol, sosyalist ve devrimci güçlerin geniş bir mücadele ortaklığı ile sonuca götürme sorumluluğu vardır. Toplantı sonuç bildirgesinde bu sorumluluğun bilincinde olunduğu vurgulanıyor. Bu bilinçle hareket ederek katılmayan devrimci, sosyalist güçlerle buluşmak için ısrarla yapıcı tutum ve çabayı sürdürerek somut sonuç almalıdırlar.  Zira işçilerin, emekçilerin, sömürülenlerin,  ezilenlerin, yok sayılanların, ötekileştirilenlerin, kadınların, gençlerin toplumsal ve siyasal  mücadele ortaklılığı bu rejimi alt etmenin teminatı olacaktır.

 

Diğer yandan, birlikte mücadele arayışının dışında duran sol, sosyalist, devrimci güçlerin üyelerinin önemli bir sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Karar mercii kurumlarına (örgütün niteliğine göre yönetim kurulu, parti meclisi, merkez yürütme kurulu, başkanlar kurulu vb.) görüşlerini gözden geçirmeleri ve ortak mücadelenin içinde olmaları, bir ucundan tutmaları için basınç yapmalılar. Söz, yetki ve kararın tabanda/kitlede/üyelerde olduğunu göstermeliler.  Örgüt yetkili organları ise tabanın basıncına gerek duymadan öncü olma sorumluluğuyla davranabilmeliler.

 

Faşizm, tam anlamıyla devlet biçimi olarak tüm kurum ve ideolojik örgütlenmesiyle kendini tamamlamak üzere, iş işten geçtikten sonra hepimiz kaybedeceğiz. Bunu hepimiz görüyor ve biliyoruz. Ama maharet önceden görmek değil, önceden gördüğüne uygun tutum ve örgütlenmeyi pratikleştirebilmektedir.

 

Bu bilinç, tecrübe, birikim ve irade bizde var. Bu potansiyeli heba etmeyelim. İhtiyacımız olan akıl tutulması değil sol duyudur.