“Savaş makinesinde dişli çark olmamak”

Almanya’daki günlük sol gazete Junge Welt’in Cenova liman işçilerinin öncülerinden José Nivoi ile yapmış olduğu, "Cenovadaki liman işçilerinin silah sevkiyatını engellenmesi, büyük sendikaların başarısızlığı ve barış için sınıf mücadeleleri“ üzerine röportajını Cengiz Onur’un çevirisiyle yayımlıyoruz.

26 Temmuz 2022 11:45
José Nivoi/Cengiz Onur
Manşet Resimleri

Bu söyleşi 16.07.2022 tarihinde Almanya’daki günlük sol gazete Junge Welt’de 

"Savaş makinesinde dişli çark olmamak” manşeti altında yayımlandı.  Röportaj 

Cengiz Onur tarafından Türkçeye çevrildi. Söyleşinin orijinali buradan da okunabilir:

https://www.jungewelt.de/artikel/430465.internationale-solidarit%C3%A4t-kein-zahnrad-in-der-kriegsmaschine-sein.html

 

José Nivoi, 2020 yılına kadar Cenova limanında rıhtım işçisi olarak çalıştı. Şimdi, 2011 yılında kurulan Collettivo Autonomo Lavoratori Portuali'nin (Otonom Liman İşçileri Kolektifi, CALP) sözcüsüdür ve 2020'den beri Unione Sindacale di Base (Base Union, USB) sendikasında çalışmaktadır ve Cenova liman işçilerinden sorumludur.

 

Cenova limanı üzerinden silah sevkiyatı yapıldığını nasıl öğrendiniz?

2014 yılında ilk teslimatları fark ettik. O sıralar silahların Fas'ın Tanca kentine gittiğini ve üç aşamalı bir ticaretin var olduğunu öğrendik: Cenova'dan Tanca'ya ve sonra Tanca'dan 2011'den beri savaşın sürdüğü Libya'nın Trablus şehrine. Bunu kamuoyuna duyurduk. Bu, çok basit bir halkla ilişkiler biçimiydi. İnternet üzerinden yayınlar yaptık ve liman başkanlığını bilgilendirdik. Ancak liman başkanlığı silahların sivil bir liman üzerinden taşınmasını değil, geminin aşırı yüklü olmasını eleştirdi. Sevkiyatta savaş bölgelerinde kullanılan tipik yeşil pikaplar da yer alıyordu. Biz daha sonra bunları videolarda iş başında gördük. Aynı zamanda, bir gazete olayı ele aldı ve eleştirdi. Bu durum konunun kamuoyunda duyulmasını sağladı ve silah sevkiyatı sorunuyla kendimiz ilgilenmeye başladık.

 

Sonra ne yaptınız?

Biz ancak 2019'un başından beri direnmeye başladık. Fransa'daki Le Havre'dan bir dergi aracılığıyla Cenova'ya silahlı bir geminin geleceği bilgisini aldık. Geminin Yemen'e devam etmesi gerekiyordu. Daha sonra Yemen'deki savaşı ele aldık ve greve gitmeye karar verdik. O tarihten bu yana toplam dört kez silah sevkiyatını engelledik.

 

Savaş teçhizatı nereye götürülecekti?

2019 yılından bu yana farklı savaş bölgeleri, ilk olarak da Yemen hedef alınmıştır. Daha sonra silahlar Cenova üzerinden Suriye'nin İdlib kentine ve Suriye sınırına yakın olan Türkiye'nin İskenderun limanına getirilecekti. Üçüncü ablukamız Keşmir bölgesine, çok uzun süredir devam ettiği için çoktan unutulan bir savaş için olan silah sevkiyatına karşıydı. Şimdilik son abluka girişimi Mayıs 2021'de gerçekleşti. Limanımızdan daha fazla silah yükleneceğini tesadüfen öğrendik. İsrail'in füzeleri teslim alacağını öğrendik. Aynı anda Gazze Şeridi'nde İsrail'in "Duvarların Koruyucusu Operasyonu" (Operation Guardian of the Walls) adlı saldırısı gerçekleşiyordu. Bizde bu yüzden protesto düzenlemek için ülke çapında seferber olduk. Napoli ve Livorno limanları da "İsrail'e silah sevkiyatını durdurun" sloganı altında bize katıldı. Bunlar mücadelemizin doruğa çıkmış anlarıydı.

José Nivoi

Silah sevkiyatının engellenmesi kararında hedefler bir rol oynadı mı?

Biz tüm silah teslimatlarına karşıyız. Biz Birinci Lig ve İkinci Lig savaşları diye bir ayırımda bulunmuyoruz. Biz her zaman tüm savaşlara dikkat çekmek istiyoruz. Zamanla, Cenova şehrini savaşlarla olan bağlantıları hakkında bilgilendirmek bizim mücadelemiz haline geldi. Amacımız kent nüfusunu savaşlara, sendikadaki meslektaşlarımızı da limanda silah taşımacılığının yol açtığı iş güvenliği sorunlarına duyarlı hale getirmek.

 

Suriye örneğinde, Kürdistan'dan yoldaşlarla yakın çalıştığımız için de çalışma büyüdü. Batı'dan savaşları durduramazsak bile, liman işçileri olarak bu savaşları daha da zorlaştırmak için çalışabiliriz. Türkiye ile yaşanan çatışmada kesinlikle Kürtlerin yanındayız. Bu nedenle bu silah teslimatlarının özel bir siyasi önemi vardır. İsrail söz konusu olduğunda bu önem daha da büyüktür. Zira İsrail, çatışmanın dini boyutlarının ötesinde, işgalci bir devlettir ve Filistin halkına baskı uygulamaktadır. Bu nedenle dayanışmamız ve desteğimiz Filistin halkıyla birliktedir. Yıllar içinde Yemen'de de çeşitli bağlantılar kurduk. Oradaki savaş çok karmaşık. Ülkenin kuzey kısmı Suudi Arabistan'a daha yakın ve ülkenin bölünmesini istiyor. Bizler ülkenin güneyine sempati duyma eğilimindeyiz. Ancak, uzak bir mesafeden bakarak o yöredeki ilişkileri tam olarak kavramak zordur.

 

Bugün Almanya'da sendikalar savaş karşıtı olma ya da anti-militarist tutumlarıyla tanınmıyor. Alman Sendikaları Konfederasyonu'nun yeni seçilen başkanı Yasmin Fahimi geçtiğimiz günlerde Ukrayna'ya silah sevkiyatı lehinde ana bir açılış konuşması yaptı. Farklı bir yaklaşım benimsemenizin ve silah sevkiyatına karşı engellemelerde ve grevlerde bulunmanızın sebepleri nelerdi?

Kendimize sorduğumuz ilk şey şuydu: "Bir insan hayatının değeri ne kadardır? 100 Avro, 200 Avro, 1.000 Avro?" Bu soruları sendika konfederasyonlarının temsilcilerine de sorduk, ancak hiçbir zaman yanıt alamadık.

 

Bizim için silahları rıhtımdan gemiye yükleyen liman işçisinin ateş eden asker kadar sorumluluğu vardır. Bu nedenle, bir liman işçisi olarak Batı'nın hegemonyasını güvence altına alan savaş makinesinin bir dişlisi olmak isteyip istemediğim politik-etik bir soru olarak ortaya çıkıyor. Savaş teknolojisini tasarlayan akademisyenler de kendilerine bunu sormalıdır. Lojistik alanda çalışanlar olarak sorumluluğumuz var ve konuyu politik-etik açıdan ele aldığımızdan beri silah sevkiyatına karşı olmaya karar verdik.

 

Fakat ayrıca İtalyan Anayasası'nda savaş bölgelerine silah tedarikini yasaklayan bir hüküm de bulunmaktadır. Hüküm açık ve nettir. Bazı yasalar da savaş bölgelerine silah tedarik edilemeyeceğini belirtmektedir.

 

Silah taşımacılığının klasik sendika talepleriyle ne ölçüde ilgisi var?

Silahlar aynı zamanda iş güvenliğimiz için de bir tehdit oluşturmaktadır. Bununla sadece limandaki olası kazaları değil, limanı çevreleyen tüm alan için sonuçlarını da kastediyorum. Büyük miktarda patlayıcı da dahil olmak üzere tonlarca silahın bulunduğu onlarca konteynerin limanımıza gelmesiyle, bir kaza durumunda Cenova kentine ne olacağını kendimize soruyoruz. Örneğin iki işçi sınıfı mahallesi limana sadece 300 metre uzaklıktadır. Eğer bir kaza olursa, binlerce insan ölebilir. Yani bu sadece bir liman işçisi olarak kendi güvenliğimle ilgili bir konu değil. Bu aynı zamanda şehir, nüfus ve bölge sakinleri üzerindeki etkiyle de ilgilidir. Cenova'nın bu tür felaketler için bir acil durum planı da bulunmamaktadır. İtfaiyeciler bize liman bölgesinde büyük bir yangın çıkması durumunda yeterli eğitim almadıklarını ve en yakın istasyon çok uzakta olduğu için oraya ulaşmalarının bile 40 dakika süreceğini söylediler.

 

Cenova limanı üzerinden yapılan sevkiyatı somut olarak nasıl engellediniz?

Siyasi grev olarak greve gittik. İşçiler basitçe işi yapmadılar. Böylece silahları A noktasından B noktasına taşımak için gerekli işgücü eksikliği ortaya çıkmıştır. İlk grev sırasında meslektaşlarımızla görüştük ve ayrıca teslimatın gecikmesi için geminin yanaşmasını bedenlerimizle engellemeye çalıştık. Diğer grevlerde Cenova kentinden çeşitli siyasi örgütlerle birlikte ablukalar kurduk.

 

Yani sendikal hareketin dışından destek aldınız. Diğer işçiler de size katıldı mı?

Şu anda savaş yanlısı bir parti olan sosyal demokrat Partito Democratico dışında Cenova solunun neredeyse tamamı bizi destekliyor. Genel olarak, parlamento dışı sol bize en yakın olanıdır. Buna anarşist ve özgürlükçü gruplar da dahildir. Bizimle çalışan izciler de var, komünist örgütler de. Pax Christi'den(1) bir grup uzun süredir bizi destekliyor. Uluslararası Af Örgütü, Sınır Tanımayan Doktorlar, Deniz İzleme – hepsi çok renkli bir dünya.

 

Bir yıldan beri eğitim sektöründeki aktörlerden de destek alıyoruz. Bize yakın olan öğretmenlerle işbirliği içinde eğitim çalışmaları yapmaya çalışıyoruz. Çelik fabrikalarından metal işçileri, itfaiyeciler ve tren sürücüleri de grevlerimize katıldı. Dayanışma, işçi sınıfının farklı kesimlerinden gelmektedir. Bunlar kitlesel değil ve bir hareket olma durumu teşkil etmemekte. Ancak ekonominin farklı sektörlerinden davamıza gönül veren, yol kapatma eylemlerine vb. yardımcı olan işçiler de var.

 

Peki ya diğer sendikalar? Nasıl bir tavır takındılar?

Eskiden içinde örgütlü olduğumuz sol çatı örgütü CGIL (2), kendi anlayışı içinde pasifisttir. Ancak istihdam yarattığı için silah endüstrisinin karşısında duramayacağını söylüyor. Bu, sorunla yüzleşmenin ikiyüzlü bir yoludur. Bu yüzden onunla burada beraber çalışamayız. Diğer iki çatı örgüt olan CISL(3) ve UIL(4) ise silah transferini destekliyor. Bunlar en azından dürüstler. Sol tabandaki sendikalar birbirleriyle iyi anlaşmaktadırlar. Gerçi bunlar küçükler ama silah transferi konusunda hemfikiriz.

 

Armatörler ve politikacılar eylemlerinize nasıl tepki gösterdi?

Bu soruya doğru cevap verebilmek için öncelikle Cenova limanını tarif etmem gerekiyor. Spinelli veya Messina gibi nakliye şirketleri, doğal olarak birçok iskeleyi işleten gemi sahibi ailelere aittir. Bunlar, siyaset ile iç içe geçmiş durumdadırlar. Örneğin Aldo Spinelli, sağcı politikacıların ve belediye başkanlarının kampanyalarını desteklediğini açıkça söylüyor. Ignazio Messina sağcı Lega partisini desteklediğini ve finanse ettiğini gizlemiyor. Bu nedenle, Cenova'daki liman endüstrisi ile siyasi sınıfın iç içe geçme durumu çok büyüktür. Mücadelelerimiz bu kadar iç içe geçmiş olan bu sınıfa karşıdır. Dolayısıyla silah ve nakliye şirketlerinin yanı sıra politikacılarla da uğraştığımızın farkındaydık.

 

Onların yanıtı bize karşı baskı oldu. Şubat 2021'de bazılarımızın evleri basıldı ve arandı. Beşimiz "suç örgütü" kurmakla suçlanıyoruz. Suçlamalar aynı zamanda Cenova'daki anti-faşist çalışmalarımızla da ilgili. Bir "suç örgütü", suç amaçlarını gerçekleştirmek için yapılar inşa eden ve mali kaynaklar biriktiren, en az üç kişiden oluşan bir grup olarak tanımlanmaktadır. Bizim durumumuzda yapılar özel arabalarımız, maaşlarımızın bir kısmını kullanmamız ise mali kaynaklardır. Suçlandığımız "eylemler", bir "kamu hizmetini", yani limanı felç ettiğimiz için yaptığımız grevlerdir. Bazılarımız şu anda hapis cezası tehdidiyle karşı karşıya. Bu, politik olarak garip ama bizim için kişisel olarak da tehlikeli bir durum.

Devlet de bu konudaki grevlerinize yanıt verdi mi?

Yorumlarımıza kimse yanıt vermedi. Liman otoritesi, valilik, diğer bir deyişle liman güvenliğini sağlaması gereken kurumlar, sanki biz ve endişelerimiz yokmuş gibi davranıyorlar.

 

Silahların yüklenmesini durdurduktan sonra silahlara ne oldu?

İlk ablukadan sonra silahlara ne olduğunu bilmiyoruz. Ancak ikincisinden sonra silahların daha sonra Suriye'nin kuzeyindeki İdlib'de kullanıldığını biliyoruz. İsrail'e gitmesi gereken silahlar da kullanıldı.

 

Ukrayna'ya silah sevkiyatını da engelleyecek misiniz?

Biz anti-militaristiz, pasifist değiliz, bu bir farktır. Şiddetin de makul bir şekilde kullanılabileceğine inanıyoruz ve ülkemizin tarihi bunun örnekleriyle doludur. Ukrayna söz konusu olduğunda, NATO'nun Ukrayna ile yakınlaşmasını izledik. Bu yakınlaşma o zamandan beri 10.000 Ukraynalının hayatına mal oldu. Elbette Rusya'nın Kırım'ı nasıl ele geçirdiğini de gördük. Yani savaştan önce bile kelimenin tam anlamıyla ortalığa dışkı kokusunun dağıldığını hissedebiliyorduk. En azından son sekiz yıldan beri, 2014'teki Euromaidan'dan bu yana, Ukrayna'ya silah tedarikine de karşı olduk.

 

Kapitalist bir toplumda yaşadığımız unutmamalıdır. Silah lobisi şu anda kendisine akan milyarlar sayesinde savaşa ilgi duymaktadır. Örneğin 1980'ler ve 1990'lardan kalma eski tanklar yeni pikaplar ve tanklarla değiştirildiğinde, bunun için en uygun zaman Ukrayna'daki gibi için için yanan bir savaştır. İkinci husus ise en geç 2014 yılından bu yana büyük bir sorun haline gelen faşist gruplarla ilgilidir. İtalya Ukrayna'ya silah gönderdiğinde, bu silahlar doğrudan faşist taburların eline geçmektedir. Savaşın patlak vermesinden bu yana, Avrupa'nın her yerinden faşistler gibi silahlar da serbestçe dolaşıyor. Buna ek olarak, İtalya'da kamu eğitiminin, sosyal altyapının temeli sökülürken ve emeklilik sistemi çökerken silahlanma harcamaları yükselerek tavanı deliyor. Milyonlarca işsiz var. Burada bir çelişki görüyoruz. Dolayısıyla bu durumu da düşünmeli ve milyarların nasıl kullanıldığını eleştirmeliyiz. Son olarak, NATO ve Rusya arasındaki yeni doğu sınırında nükleer bir dünya savaşı tehlikesi oluşmaktadır. Bu nedenle diplomatik bir çözümden yana olmalıyız. Durumu yatıştırmak için Rusya ve Ukrayna'nın tüm çıkarları göz önünde bulundurulmalıdır.

 

Kolektifiniz CALP'in (5) siyasi çalışmaları liman işçilerinin örgütlenmesiyle sınırlı değildir. Kendinizi anti-faşist mücadeleye adadınız, "Silahlar için kapalı, göçmenler için açık limanlar" sloganını popülerleştirdiniz ve liman endüstrisinin CO2 emisyonlarını nasıl azaltabileceğine dair fikirler geliştirdiniz. Sizin için tüm bu mücadeleler arasındaki bağlantı nedir?

İtalya'da, işçi ilişkilerinin prekarizasyonlaştığını(6), işçilerin değiştirilebilmesinin arttığını ve işveren ile çalışan arasındaki ilişkinin bir sempati meselesi haline geldiğini görüyoruz. Bizim için bu ırkçılığa karşı olma sorunudur, çünkü prekar işlere itilenler çoğunlukla genç göçmenlerdir, İtalyanlar ise kendilerinin daha üstün olduklarını zannetmektedirler. Öte yandan bizler ise, kökeni ne olursa olsun, işçilerin eşit haklara sahip olmasından yanayız.

 

Anti-militarizm aynı zamanda göç meselesiyle de ilgilidir. Batı, dünyanın diğer ucundaki savaşları körüklüyor ve böylece insanları kaçmaya zorluyor. Bu savaş sonra biz silah sevkiyatı yaparken mültecileri burada kirli işlere yöneltiyor. İşte bu yüzden anti-militarist, ırkçılık karşıtı ve enternasyonalist bir mücadele yürütüyoruz.

 

Son yıllarda, çeşitli yerlerde, çoğunlukla Fransa'daki Le Havre gibi güney Avrupa limanlarında ve İspanya'nın Bask Bölgesi'ndeki Bilbao gibi limanlarda silah sevkiyatlarına yönelik grevler veya ablukalar yaşandı. Meslektaşlarınızla birlikte çalışıyor musunuz ve gelecek için ortak planlarınız var mı?

Neredeyse dünya çapında bir anti-militarist liman işçileri ağı var. Latin Amerika ve ABD'den meslektaşlarımız da bunun bir parçası. Eylemlerimize gösterilen ilgi sayesinde, giderek daha fazla meslektaşımız bize ulaşarak deneyimlerimizi sordu ve bir ağ oluşturma isteğini dile getirdi. Dünya çapında gerçekleştirilecek ortak bir eylem ya da gösteriyle ilgili olarak geçtiğimiz günlerde Brüksel'de bir toplantı yapıldı. Orada, sonbahar için, "Tüm savaşlara ve tüm silah endüstrisine karşı" olma temelinde bir eylem günü planlanmaya çalışıldı. Elbette böyle bir şeyi koordine etmek kolay değil. Ancak bunun iyi bir mesaj verebileceğini düşünüyoruz. 

 

Dipnotlar

(1) Pax Christi (Mesih'in barışı), bugün kendisini ekümenik olarak açık gören barış hareketinin uluslararası Katolik örgütüdür.

 

(2) CGIL (Confederazione Generale Italiana del Lavoro - İtalyan Genel Emek Konfederasyonu), İtalya'da bir sendika konfederasyonudur. 3 Haziran 1944'te, sözde Roma Antlaşması'nda (patto di Roma) belirtilen sosyalistlerin, komünistlerin ve Hıristiyan demokratların birleşmesiyle kuruldu. CGIL'in İtalyan Komünist Partisi ile yakınlaşması nedeniyle, Hıristiyan Demokratlar 1948'de ayrıldılar ve kendi sendika federasyonları olan CISL'yi kurdular. 1950'de sosyal demokratlar ve laikler ayrılarak ÜSİ'yi kurdular. CGIL, 1991/1992'de dağılıncaya veya yeniden adlandırılıncaya kadar Komünist Parti ve Sosyalist Parti'ye yakındı ve o zamandan beri bugünün sol parti yelpazesine yakın oldu. CGIL, Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) ve Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) üyesidir. Üye sayısı İGB üyelik listesinde 5.616.210 (Kasım 2017 itibariyle) olarak verilmektedir.

 

(3) CISL (Confederazione Italiana Sindacati Lavoratori - İtalyan İşçi Sendikaları Konfederasyonu) CGIL'in İtalyan Komünist Partisi ile yakınlaşması nedeniyle, CGIL’den ayrılan Hıristiyan Demokratlar tarafından kurulmuştur. CISL, mezhepsel ve politik olarak bağımsız kaldığını ilan etmesine rağmen, Katolik sosyal öğretisine uygun olarak açık bir Hıristiyan yönelimi ile faaliyet göstermektedir. 4,5 milyon üyesiyle CISL, en büyük üç sendika federasyonundan biridir. Ekonominin tüm sektörlerinde mevcuttur, ancak asıl odak noktası kamu sektörüdür. Kendisi Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) ve Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) üyesidir. Üye sayısı İGB üyelik listesinde 4.507.346 (Kasım 2017 itibariyle) olarak verilmektedir.

 

(4) UIL (Unione Italiana del Lavoro - İtalyan İşçi Sendikası), İtalya'daki en büyük sendika konfederasyonlarından biridir. UIL, Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu'nun (ITUC) ve Avrupa Sendikalar Konfederasyonu'nun (ETUC) bir üyesidir. Üye sayısı İGB üyelik listesinde 2.230.396 (Kasım 2017 itibariyle) olarak verilmektedir.

 

(5) https://www.facebook.com/CalpGe/

 

(6) Prekarizasyon tam zamanlı, öngörülebilir, güvenceli ve istikrarlı geçim kaynaklarının erozyonu ile ilişkili genel bir güvensizlik durumunu imleyen; etkileri bakımından küresel, ulusal, toplumsal ve bireysel ölçekli sosyal, siyasal ve ekonomik temelli bir meseledir.