Biden yönetimi ve yaklaşan Türkiye seçimi

Selim ÇAKMAKLI* ABD’den yazdı - Öğrencilerin, kadınların, emekçilerin, çevrecilerin ve ilerici demokratların yoğun desteğini almış olmasına rağmen Biden oluşturduğu hükümet ve bugüne kadarki yönetimiyle bu kesimlerin taleplerini tatmin etmekten çok uzak bir noktadadır. Biden’ı iktidara taşıyan koalisyonun Biden hükümetini etkileme gücü gittikçe erimekte ve Biden yönetiminde Obama ve Clinton dönemlerinin siyasetçileri daha fazla etkili hale gelmektedir.

26 Temmuz 2022 10:39
Selim Çakmaklı
Manşet Resimleri

Donald Trump’ın 2017 yılında başkanlık koltuğuna oturmasından hemen sonra Guardian’da yayımlanan Liz Cookman imzalı yazının başlığı “Amerika’nın geleceğini görmek istiyorsanız Türkiye’ye bakın” idi[1]. Erdoğan ile Trump arasındaki benzerliklere dikkat çekilen yazıda Amerikan kamuoyu otoriter yönetim tarzına karşı uyarılıyordu. Ancak, Trump’ın başkanlığı Amerikan medyası ve Demokrat parti için çok verimli oldu; Trump’ın bitmek tükenmek bilmez skandalları, kabalıkları ve ırkçı gruplara arka çıkan ifadeleri gündemden hiç düşmedi. Ekonomide yürüttüğü vergi kesintisi ve kuralsızlaştırma (sermaye lehine müdahale) politikası, zaten sorunlu olan sağlık sektöründeki özelleştirme çabaları ile dış siyasetteki şahin tavrı aynı derecede eleştiri almak yerine Demokratların büyük çoğunluğundan destek buldu.

 

Trump yenildi, Biden kazandı ama seçim sonrasında ABD siyasetinde ve ekonomi yönetiminde izlenen neoliberal politikaların değiştiğini söylemek oldukça güç. Türkiye uzun zamandır seçim sürecine girmiş bulunuyor ve altılı masa etrafında oluşturulmaya çalışılan koalisyon güncel sorunları seçim sonrasına transfer ediyor ve masanın bileşenlerinin öz geçmişi neoliberalizme alternatif bir programın uygulanabilme ihtimalini azaltıyor. Belki bu noktada Trump’ın seçim yenilgisi ve sonrasında yaşananlara bakmakta fayda olabilir ki seçimler AKP’nin yenilgisiyle ama neoliberalizmin bir diğer zaferiyle sonuçlanmasın.

 

2020 başkanlık seçiminde Demokrat parti ve medya Trump’a karşı büyük bir kampanya başlattı. Hatta Barack Obama ve ABD Temsilciler Meclisi Kim Clyburn’un çabasıyla (Demokrat parti ön seçimlerine Biden lehine müdahaleleriyle) Bernie Sanders’ın Demokrat Parti önseçiminde elemine edilmesinden sonra seçim kampanyası tümüyle Trump karşıtlığına dönüştü. Kuskusuz Trump karşıtlığının Demokratlara seçim kazandırma olasılığı yüksek değildi ve bu nedenle Sanders’ı destekleyen toplumsal kesimlerin taleplerine de seslenilmesi gerekiyordu. Biden, Bernie Sander’ın seçimden çekilmesinden sonra oluşturduğu ortak çalışma grubu sağlık, ekonomi, iklim krizi, adalet sistemi, eğitim ve göçmenlik sorunlarına dair gayet ilerici politika ajandası belirlerdi. Hatta Biden yönetiminin efsane başkanlardan Franklin D. Roosevelt’ten bu yana en ilerici yönetim olabileceği dillendirilmeye başlandı. Böylece seçim kampanyası hem Sanders taraftarlarını ve aralarında Sunrise Movement gibi gençlik örgütlerinin olduğu kitleleri oy vermeye ikna etti hem Biden’a ABD tarihinin en fazla oyunu alan başkan olmanın yolunu açtı. Trump’ı devirmek için büyük bir halk kitlesinin harekete geçirilmesi gerekti ve seçimden zaferle çıkılması Biden’ın seçim kampanyasına yüklü bağışlarda bulunan zenginlere, ABD’deki yaygın deyimle yüzde 1’lik kesime verdiği “hiçbir şey kökten değişmeyecek” sözünü unutturdu. Anlaşılan Biden sözün eri bir siyasetçi!

Donald Trump’ın seçim sonuçlarını tersine çevirme çabası ve 6 Ocak 2020’de ABD başkentinde yaşanan faşist saldırı Demokratların birinci gündemi olmaya devam ediyor. Yeni ortaya çıkan detaylarla derinleşen bu soruşturmanın her gün ana akım medyada yer bulduğunu görüyoruz. Söz konusu soruşturmanın nihai hedefinin ne olduğu tam olarak bilinmese de şimdilik Biden’ın toplumun büyük kesiminde rahatsızlık yaratan ve kamuoyu desteğini eriten politikaların ana gündem maddesi olmasını geciktiriyor.  Ana akım medyanın Biden’a desteğinin ne zamana kadar devam edeceğini bilinmiyor ama Kasım ayında yapılacak ara seçimlerde Demokratların hem Temsilciler Meclisindeki hem de Senatodaki çoğunluğu kaybetmeleri bekleniyor. Artan enflasyon, özellikle enerji fiyatlarındaki artış, arz zincirlerinde yaşanan tıkanıklık, faizlerin artıyor olması ve beklenen resesyon Demokratları zor durumda bırakacak. Peki bütün bunlar olurken Biden yönetimi bu gidişatı durduracak ne yapıyor?

 

Yukarıda alıntıladığım gibi, Biden sistemin temel dinamiklerinde, yani neoliberal politikalarda hiçbir değişime gitmediği gibi toplumdan yükselen taleplere de cevap vermiyor. Akaryakıt fiyatları artıyor ve Biden seçimlerde federal hükûmetin kontrolündeki alanlarda petrol aramaya izin vermeyeceğini vaat etmiş olmasına rağmen Meksika körfezinde ve Alaska’da yeni petrol arama ve çıkarma izinlerini rekor düzeyde arttırdı. Dolayısıyla iklim krizine dair verdiği sözlerin çoğunu tutamadı ve hatta tam ters bir yöne doğru ilerledi.

 

Biden yönetiminin duvara çarptığı diğer bir konu seçim kampanyasının mottosu olan “daha iyisini inşa et” ile anılan altyapı yatırım planı. “Daha iyisini inşa et” ABD ekonomisinin ihtiyaç duyduğu alanlarda 10 yıla yayılan bir sürede 10 trilyon dolarlık bir yatırım planı vaat ediyordu ve pek çok ilerici demokrat bu planın içerisindeki programların ABD ekonomisini yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanan ve daha eşitlikçi bir hale getirecek potansiyele sahip bir program olarak görüyordu. İki demokrat senatörün planın içerdiği sosyal programlara karşı çıkması ve en zenginlerin vergi yükündeki herhangi bir artışa onay vermeyeceğinin anlaşılmasıyla, plan iyice kırpılarak 10 yılda 2,2 trilyon dolarlık bir plan haline dönüştü. Biden’ın altyapı yatırım planını anlatmak ve destek aramak için bir zamanların önemli sanayi şehri olan Pittsburgh’a yaptığı ziyaretin sabahında çöken köprü “daha iyisini inşa et” planının da ilk halinin çöküşü oldu.

 

Biden yönetiminin toplumun büyük kısmında memnuniyetsizlik yaratan politikaları iktisat politikalarıdır. Enflasyonla mücadele tamamen FED’in daraltıcı para politikasına emanet edilmiş durumda. FED’in enflasyona bilindik Ortodoks politikalarla tepki veriyor olması ABD ekonomisinde resesyon riskini arttırıyor. Bir diğer yanda Biden yönetimi zaten çok sorunlu bir halde bulunan sağlık hizmetlerini özelleştirmek üzere Trump yönetiminin başlattığı süreci daha da ileri taşıyor. Bunlara ek olarak “modern arz iktisadı” adı altında kamu kaynakları teşvikler üzerinden sermayeye aktarılıyor. Şimdilerde mikroçip üretimini yeniden ABD getirmek üzere 70 milyar dolarlık teşvik paketi üzerinde görüşmeler sürüyor ancak sermaye kesiminin vergi yükünün arttırılması gündem dışı kalmış görünüyor.

 

Öğrencilerin, kadınların, emekçilerin, çevrecilerin ve ilerici demokratların yoğun desteğini almış olmasına rağmen Biden oluşturduğu hükümet ve bugüne kadarki yönetimiyle bu kesimlerin taleplerini tatmin etmekten çok uzak bir noktadadır. Biden’ı iktidara taşıyan koalisyonun Biden hükümetini etkileme gücü gittikçe erimekte ve Biden yönetiminde Obama ve Clinton dönemlerinin siyasetçileri daha fazla etkili hale gelmektedir.

 

* Rutgers Üniversitesi -Camden Kampüsü İktisat Bölümü Üyesi.
 

[1] https://www.theguardian.com/commentisfree/2017/jan/30/brexit-britain-trump-erdogan-turkey