1 Mayıs'a giderken sosyalistler ne söylüyor?

SiyasiHaber olarak 1 Mayıs’a giderken sosyalistlerle konuştuk. Devrimci Parti, ESP, SYKP, SODAP ve Yeşil Sol Parti’ye yönelttiğimiz soruların cevaplarını sizlerle paylaşıyoruz.

30 Nisan 2022 22:16
Esra Üşüdür
Manşet Resimleri

SiyasiHaber olarak 1 Mayıs’a giderken sosyalistlerle konuştuk. Devrimci Parti, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) ve Yeşil Sol Parti’ye yönelttiğimiz soruların cevaplarını sizlerle paylaşıyoruz.

 

Soru: 1 Mayıs işçi sınıfının uluslararası birlik dayanışma ve mücadele günü. Bu yıl 1 Mayıs'a göçmen karşıtlığının bilinçli olarak tırmandırıldığı koşullar altında gidiyoruz. Sizce bu 1 Mayıs göçmen karşıtlığına karşı mücadelenin mevzisi haline getirilmeli midir?

 

Soru: Bu 1 Mayıs'ın demokrasi ittifakının güçlenmesine, genişlemesine vesile olması için nasıl bir duruş sergilemek gerekir? Bu kapsamda ne önerirsiniz?

 

Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun Öneren

“İşçi grevlerine göçmen işçilerin de katılması işverenlerin korkulu rüyası oldu”

“1-En yoğun emek sömürüsü, ucuz işgücü, esnek ve güvencesiz yaşam göçmen işçilere uygulanıyor. Patronlar için bu durum, servetlerine servet katacakları bir çıkar kapısı olarak görülüyor. Türkiye'de 4 milyona yakın ve artmaya devam eden göçmen işçi mevcut. Devlet ve paramiliter güçlerle susturulmaya, örgütsüz, sendikasız çalışmaya mahkûm edilen göçmen işçiler, 1 Mayıs öncesi baskılarla susturulmaya çalışılıyor. Son süreçte yükselen işçi grevlerine göçmen işçilerin de katılmaya başlaması ise, işverenlerin korkulu rüyası durumuna geldi. Bunun önünü kesmeye çalışıyorlar. Merdiven altı atölyelerde ucuz işgücüne, sigortasız çalıştırılan göçmen işçilerden gelen sesin yükselmesinden, örgütlenilmesinden, sendikalaşmadan korkan devlet, paramiliter güçleriyle saldırmaya devam ederken bize düşen görev; göçmen işçilerin sesini yükseltecekleri, ortak işçi direnişlerine yönelecekleri, ortak direnişi büyütecekleri zeminleri hazırlamaktır. Bunun yolu da birleşik işçi mücadelesinden, örgütlülükten, sendikalaşmaktan geçmektedir.”

 

“Demokrasi İttifakı, birleşik örgütlenmeyi büyütmek ve birleşik eylemleri örgütlemekten geçiyor”

 “2-2022 1 Mayıs’ı bizim için bir direniş çağrısıdır. Bu nedenle 8 Mart'ta, Newroz’da nasıl mücadeleci bir duruş sergileyip, alanları doldurduysak;1 Mayıs’ta da bunun gerisine düşmemiz gerekmektedir.

Direnişin tek odaklı ya da tek bir yapıdan doğacağını düşünmek doğru değildir. Demokrasi İttifakı’nın tek yolu, birleşik örgütlenmeyi büyütmek ve birleşik eylemleri örgütlemektir. Son süreçte artan ve ivme kazanan işçi grevleri, ezilenlerin mücadelesini gösteriyor. Bu da gösteriyor ki kazanmak için koşullar çok uygundur. İktidarın tüm saldırıları karşısında susmayan, hatta gün geçtikçe ivme kazanan bir direniş ruhu mevcuttur. Bu koşulları kazanıma çevirmek için geri çekilmeyen bir duruş sergilemek gerek. Partimiz kararlılıkla, bileşeni olduğumuz BMG (Birleşik Mücadele Güçleri) ile birlikte tüm engellere, barikatlara rağmen işçilerle, kadınlarla, LGBTİ+’larla, kısaca ezilenlerle alanda olacaktır. 

 

BMG kortejinde yer almak önemlidir. Günlerdir 1 Mayıs'ta yan yana olma çağrısı yapıyoruz. 

 

Partimiz, Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerinin iktidarı için mücadele eden bir partidir. Bu mücadele ruhunu, alanlara taşımaya hazırız. Umut, halkların birleşik mücadelesinde, umut sosyalizmde!"

Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Özlem Gümüştaş

“İşçilerin yoksulluğa tepkisi, patron-devlet yerine göçmen işçiye yöneliyor”

“1-1 Mayıs her dönem özel bir politik çarpışmanın anı-sahası olur. İşçi sınıfının mücadele günü olduğu kadar, toplumun tüm kesimlerinin taleplerini birleştiren, rejimle politik saflaşmanın sözü ve eylemini kuran bir direniş dinamiğidir. 2022 1 Mayıs’ı da süren emperyalist ve sömürgeci savaşlara, işgal politikalarına, siyasi-iktisadi krize, katmerlenen sömürüye, artan işsizlik ve yoksulluğa karşı bir direniş günü olarak şimdiden şekilleniyor. 

 

1 Mayıs savaş ve işgaller karşısında işçilerin birliği, halkların eşitliği şiarının yükseltmek için de işçi sınıfının insanca yaşam mücadelesini büyütmek içinde göçmenler konusunda devrimci pratik üretmeli, göçmen karşıtlığına karşı mücadelenin mevziisi olabilmeli. 

 

Türkiye’de savaş ve savaşın yarattığı iktisadi yıkım nedeniyle memleketlerini terk edenlerin oluşturduğu 7 milyon civarında bir mülteci bölüğü var. Sayısı gittikçe artan mülteciler coğrafyamızın bir parçası olmuş durumda. Mülteci işçiler de işçi sınıfımızın önemli bir kesimini oluşturuyor. 

 

Mülteciler faşist rejimin sermaye sınıfı için sınırsız yağmasına sunulan ucuz ve güvencesiz işgücü yığını olurken, aynı zamanda rejimin gerici toplumsal ve siyasal tabanını oluşturuyor. Rejimin mülteci politikası; Batılı emperyalist devletlerle siyasi ve mali pazarlık kozu olarak şekillendiği gibi, işçi sınıfı ve emekçileri kendi içinde bölme ve saflaştırma ekseni, işçi ve emekçilerin mücadele hedefini ve odağını faşist rejimden uzaklaştırma aracı olarak da içerikleniyor. Mülteciler, meydana getirdikleri ucuz ve güvencesiz iş gücü ile, işçi sınıfının bütününde rekabeti körüklemenin, ücretleri düşürmenin, sendikalaşmayı önlemenin, sosyal hakları törpülemenin kaldıracı kılınıyor. İşçilerin yoksulluğa tepkisi, patron-devlet yerine göçmen işçiye yöneliyor. 

 

Bunlar karşısında; yerli işçiler ve emekçiler arasında şovenizme ve mülteci düşmanlığına karşı demokratik birliği ve dayanışmayı güçlendiren, mülteci işçiler ve yoksullar arasında iktidara angaje olma eğilimine karşı siyasal ve sendikal örgütlenmeyi ve mücadeleyi yaygınlaştıran bir pratik geliştirmeliyiz. 1 Mayıs alanları ve işçi sınıfının yükselen mücadelesi şu talepleri yükseltmeli; “Yasal hakları güvenceleyen bir mülteci yasasının çıkarılması; tüm mültecilerin oturum ve çalışma iznine kavuşturulması; bütün mülteci işçilerin örgütlenme ve sendikalaşma hakkına sahip olması, göçmenlerin asgari ücretin altında ve kayıt dışı çalıştırılmasının engellenmesi”. 

 

“İşçi ve emekçiler, faşist rejim karşısında geniş bölükler halinde saflaşıyor”

“2-Bu 1 Mayıs’ı hangi koşullar altında karşıladığımıza bakalım. Bunun için en temel veri, işçi sınıfı ve ezilenlerin öncü bölüklerinin artan direnişidir. Bu direniş dinamiği, rejimin krizini de burjuva egemenler arasındaki hegemonya krizini de şiddetlendiren, aynı zamanda krizin devrimci temelde çözüm gücü olan bir birikim yaratıyor. Yoksulluktan, işsizlikten, sömürüden kurtulma, demokratik haklarını kazanma isteklerinin seçimlerle karşılanabileceğine dair beklentileri giderek azalan işçi ve emekçiler, faşist rejim karşısında geniş bölükler halinde saflaşıyor.

 

Demokrasi ittifakının da yaklaşan 1 Mayıs’ın da odağında durması gereken; burjuva partilerin yaydığı ‘ilk seçimde gidecekler’ hayalinden, 6’lının güçlendirilmiş parlamenter sistem programından uzak durmak, emekçileri demokratik hakları ve özgürlükleri için örgütlü mücadeleye çağırmaktır. HDP’nin merkezinde durduğu ve emekçi sol partilerden oluşan ittifak girişimi de ancak bu anlayış üzerine şekillenirse sonuç alıcı bir rol oynayabilir. Mücadele ufku seçimle sınırlı bir ittifakın, mücadele potası düzen içi çözümler-talepler ile sınırlanmış bir 1 Mayıs taktiğinin de anlamlı bir sonuç üretemeyeceği ortada. 

 

2022 1 Mayıs’ının; işçi direnişlerini meydanlarda birleştirmesi, sermayeye ve sömürüye karşı birleşik bir sınıf hareketi yaratmanın önemli bir kaldıracı olması, 8 Mart ve Newroz’un yolundan giderek kitlesel ve yaygın bir direniş günü olarak kazanılması; tüm ittifak zeminlerinin ufkunu da gücünü de pratiğini de belirleyecektir. 1 Mayıs’a fiili grev ve direnişlerle yolu açan işçiler arasında örgütlenerek yürümek; yoksulluk ve güvencesizliğe karşı Bodrum’dan Doğu Beyazıt’a eyleme duran halk öfkesini büyüterek, diğer direniş dinamikleri ile birleştirerek yürümek, sokağı daha özgüvenli biçimde kullanmaya, fiili meşru mücadeleye dayanarak faşizme karşı birleşik direnişi yükselterek yolu açmak başarılırsa 1 Mayıs kazanılmış, işçi sınıfı ve ezilenlerin en geniş direniş ve ittifak zemini için önemli bir kaldıraç elde edilmiş olur. Bu da ancak, seçim stratejisini kapsasa da seçimleri de faşizmle mücadelenin bir kaldıracı olarak ele alan, halk içindeki örgütlülüğünü geliştirerek, işçi sınıfı ve ezilenlerin taleplerini yükseltmeyi başaran bir örgütlenme tarzı ve hareketle başarılabilir. 8 Mart’ın, Newroz’un gücünden; işçi direnişlerinin yaygınlığından bakıldığında buna imkânımız var. Çöktürme planını başarıya ulaştıramamış, üstelik iktisadi krizle kitleleri ikna kabiliyeti ve toplumsal meşruiyet tabanı daha da daralan faşist rejim, bu imkânı Gezi gibi, 6-8 Ekim serhildanı gibi büyük toplumsal patlamaların potansiyel imkânı olarak görüyor. Bu temelde yeniden savaşa, işgale ve faşist baskı ve yasaklara sarılıyor. Bu zor politikası işlevini yitirdi, ihtiyaç olunan değişen kitle bilincine ve yükselme eğilimindeki harekete temas etmek, kıvılcımların yanacağı noktalarda örgütçü odaklar olarak bulunabilmek. 1 Mayıs bunun için her politik özneyi daha fazla çalışmaya, örgütlenmeye ve birleşik antifaşist mücadeleyi yükseltmeye çağırıyor.”

 

Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Canan Yüce

“Göçmenlere yönelik baskıcı ve insanlık dışı politikalara karşı çıkmanın alanıdır 1 Mayıs”

1-Göçmen karşıtlığı ne yazık ki son zamanlarda bilinçli olarak tırmandırılmak istenmektedir. Göçmen politikaları belli bir süredir siyasetin ana konusu olmuş durumda. İktidar göçmen sorununa kendi yararına kullanacağı bir alan olarak ve sürekli değişken bir tavırla göçmen politikasının iç siyasete ilişkin bir dizayn enstrümanı olarak yaklaşırken; muhalefette göçmenlik olgusuna çok sığ yaklaşımlar sergileyerek iktidara geldiklerinde göçmenleri ne kadar sürede ülkelerine geri gönderecekleri üzerinden siyaset yapıyor. Hatta göçmenlere karşı ırkçı vaatlerde bulunan partiler bile kurulabiliyor

Kapitalizmin ortaya çıktığı dönemlerde sermayeyi ayakta tutan unsurlardan biri köyden kente göçen işçiler yani yurt içi göçmenliği iken günümüzde kapitalist sermaye birikimini ekonomik, politik vb. nedenlerden dolayı ülkesini terk etmek zorunda kalan ve sığındığı ülkede ucuz iş gücü olarak kullanılan göçmenler oluşturmaktadır.  Şu an göçmen işçiler, sanayi, hizmet, tarım ve inşaat gibi sektörlerin en önemli emek gücü kaynaklarından biri.

 

Gittikleri ülkelerde karşılaştıkları ırkçı, ayrımcı, dışlayıcı toplumsal pratikler, devletlerin şiddete varan uygulamaları karşısında çaresiz kalmaları ve kapitalist üretim ilişkilerinde en ağır koşulları yaşamak zorunda bırakılmaları göçmenlerin yaşamlarını trajediye dönüştürmektedir. Göç ettikleri ülkelerde ağır koşullarda çalışmak zorunda kalan göçmenler o ülkenin prekaryasını oluşturuyor.

 

Bütün bunlara rağmen işçi sınıfı ve sol yapılar göçmenlerle ilgili meseleleri gündemlerine almakta biraz geç kalmış gibiler. 

 

İşte tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda nasıl ki sermayenin doğa ve yaşam karşıtı politikalarına karşı ekolojistlerin; erk egemen sisteme karşı kadınların, sömürüye karşı işçilerin, yoksulların mücadele alanlarından birisi ise göçmenlere yönelik baskıcı, insanlık dışı politikalarına karşı çıkmanın alanıdır 1 Mayıs.  O ülkenin prekaryası olarak göçmenler zaten işçi sınıfının bir bileşeni olmuş durumda. Bu yüzden 1 Mayıs göçmen karşıtlığı ve göstermelik, sığ yaklaşımlara karşı mücadelenin mevziisi olmalıdır.”

 

“Bugünün en acil siyasal görevi AKP-MHP iktidarını indirmektir”

“2- Halkların Demokratik Partisi, 27 Eylül 2021 tarihinde açıkladığı "Demokrasiye, Adalete ve Barışa Çağrı Deklarasyonu" ile uzun süredir çağrı yaptığı "Demokrasi İttifakı" kapsamında bir dizi çalışma yaptı ve bileşenleri dışındaki siyasi parti ve oluşumlarla buluşmalar gerçekleştirdi. Yapılan toplantılarda seçim odaklı olmayan ülkenin yakıcı sorunları ve ana gündemleri üzerine birlikte hareket edebilmenin ana koşulları üzerine ortak bir zemin yakalamak oldukça önemli idi. Parçalı duruşu ortadan kaldıracak ve temel konular üzerinde ortak yol alma birlikte mücadele etme hedefi ön plana çıkıyor. Bu çok değerlidir. 

 

Şu an iki ittifak var uluslararası konjonktür, sermaye ve devlet desteğiyle faşizmi koşar adım inşa etmekte olan AKP-MHP' nin Cumhur İttifakı ve gelenekçi devlet anlayışı ile kapitalist sömürünün sürdürücüsü restorasyoncu Millet İttifakı (6 partinin bir araya gelişini bu blokta sayıyorum) HDP daha önce; faşizmin kurumsallaşmasının en önemli araçlarından olan Cumhurbaşkanlığı sistemine hayır diyerek AKP ve MHP’yle mesafesine işaret ederken, bundan kurtuluş yolu olarak eski statükoya dönüşü çare gösteren restorasyoncu güçlere de çözümün bu olmadığını göstermişti. 

 

Bunların dışında 3. yolu örmeye çalışan ve ezilenlerin tarihsel ittifakı olarak değerlendirebileceğimiz Demokrasi İttifakı var. Demokrasi İttifakı sadece HDP ve sosyalist yapılardan değil; ezilen ve sömürülenler, yoksullar, emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar ötekileştirilen ve dışlanan tüm kesimlerden oluşuyor. Bu ittifak faşizmin kurumsallaşmasının durdurulabilmesi ve demokrasi mücadelesinin önünün açılması için çok önemli bir adımdır. Bugün en acil/güncel merkezi siyasal görevin, faşizmin kurumsallaştırılma ve yerleştirilme yeltenişine son verme amacıyla mücadeleyi yükselterek AKP-MHP iktidarını indirmektir. 

 

Bu yüzden Demokrasi İttifakı masa başında değil sokakta mücadele içinde olandır. Sermayenin Rant ve kar uğruna dünyayı mahvetmesine karşı verilen ekolojik mücadeleden, savaş politikalarına, Kürt sorunundan, işsizlik sorununa, kadın, gençlik, mültecilik vb. tüm sorunlara karşı ortak bir tavır ve yan yana mücadele edilebildiği ölçüde başarı sağlanabilir. Kısmen de olsa 8 Mart ve Newroz'da yaşanan bir araya gelip ortak hareket etme şimdi de 1 Mayıs’a taşınmalıdır. 1 Mayıs’larda alanlarda açığa çıkan talepler Demokrasi İttifakı’nda yan yana gelen güçlerin de ortak talebidir aslında. Şimdi bu sorunları çözmek için daha fazla ortak duruş daha fazla birlikte mücadele etme, mücadele ortaklığını en geniş çerçeveye yerleştirmek zamanı. Şimdi Türkiye’nin içinde bulunduğu çoklu krize karşı umudu büyütme zamanı.”

 

Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) Sözcüsü Sevtap Akdağ

“İktidarın; insani, vicdani saiklerle göçlere ev sahipliği yaptığı iddiası koca bir yalan”

2-Tüm dünyada neoliberal kapitalizm yarattığı eşitsizliğin, talanın, doğanın tahrip edilmesinin; emperyalist paylaşımın ve bölgesel yayılmacılığın faili olduğu kitlesel göç dalgası insanlığın önümüzdeki dönem en önemli gündem maddelerinden biri.

 

Bizde de iktidarın, Kürt düşmanlığının, Suriye politikasının ve bir bütün olarak bölgesel yayılmacı heveslerinin motive ettiği kitlesel göçler söz konusu. Bu göçlerin yaratacağı sorun alanlarını bütünlüklü, eşit insanca yaşam koşulları ekseninden ele almayan politikalarla oluşan çok katmanlı göçmen, mülteci, sığınmacı sorunları bir gerçeklik. 

 

İktidarın insani vicdani saiklerle bu kitlesel göçlere ev sahipliği yaptığı iddiası koca bir yalan. Meselenin iç yüzü iktidarın kitlelere dönük olmayan konuşmalarında mevcut. Bunlardan bir tanesi Batı’ya karşı bu göçmenleri burada tutup sizin topraklarınıza göndermediğimiz için bize borçlusunuz. İşte bu faturalar da bunun ederidir şeklinde yaptıkları konuşmalar. Diğeri sermaye kesimlerine dönük, göçmen işçiliğin ekonominin çarkını döndüren esas şey olduğunu ifade ettikleri “size bu sayede hem ucuzun ucuzu iş gücü sağladık, hem de tüm işgücünün fiyatlarını böyle aşağı çektik, daha ne istiyorsunuz” minvalindeki konuşmaları. 

 

Yarattıkları ekonomik kriz, enflasyonu inanılmaz derecede yükseltip, ücretleri pula çevirip, alım gücünü düşürüp, insanları açlığa yokluğa mahkûm ettikçe açığa çıkan öfkenin kanalize olacağı yerlerden biri olarak yine göçmenler seçildi ve hedef gösterildi.  Bütün bu politikaların asıl büyük mağdurunun onlar olduğunu gözlerden kaçırılarak.

 

Oysa bildik hikayedir işçi sınıfının kendi çıkarı için mücadeleyi yükseltememesi için işgücü piyasasının biçimlendirdiği bölünmeler dışında bir de cinsiyet, etnisite, inanç, göçmenlik vb. nedenlerle çeşitli biçimlerde bölünmelere uğratılması… Kadınlara evlerinde çocuk bakması vaaz edilirken çalışmaya başladıkları için, köyleri yakılan ya da yoksulluğa dayanamayan Kürtler batıya göçüp işlere ortak oldukları için, savaştan, yıkımdan kaçan Suriyeliler, Afganlar her iş kolunda kötünün kötüsü koşullara ve ücretlere aday oldukları için suçlanırlar. 

 

Eşitsizlikleri yaratarak ve her vesilede derinleştirerek süren bu kapitalist düzenin tek panzehiri bütünlüklü bir sınıf bilincini edinmiş kitlesel sınıf mücadelesidir. Düşmanın, kendisinden daha ağır koşullara evet demek zorunda olan sınıf kardeşleri olmadığını anlaması için sınıfın bilincinin önüne set olarak çekilen milliyetçilik ve şovenizm duvarının aşılması gerekir. Yoksa bugün yeniden yükseltilen Kürt karşıtlığı da Alevi ya da Ermeni karşıtlığı da göçmen karşıtlığı da sermaye düzeninin elinde kullanışlı aparatlar olmaya devam edecektir. O nedenle bu 1 Mayıs’ın da sınıf mücadelesinin de önemli gündemlerinden birisidir bu coğrafyada yaşayan halkların ayrımsız eşit haklarını savunmak.”

 

“Demokrasi İttifakı, faşizmin yenilmesi ve gerçek bir demokratik dönüşümün kapılarının açılmasıdır”

2-Bu 1 Mayıs’a 100 yıllık Türkiye kapitalizminin biriktirdiği sorunların bir kırılma noktasına doğru ilerlerken gidiyoruz. Yaşanan ekonomik ve siyasi kriz burjuva fraksiyonları yürünecek yol anlamında karşı karşıya getirdi. Var olan faşizmin derinleştirilmesi ve konsolidasyonu ya da diğer fraksiyonların öncelediği kimi restorasyonların yapılması. Bu hesaplaşmanın sert geçeceği şimdiden belli oldu. En azından iktidarın politikaları açısından.

 

Emekçi halklar açısından büyük bir toplumsal buhrana dönüşen, büyük bir öfke biriktiren, 8 Mart’ta, Newroz’da ya da çoban ateşleri dediğimiz işçi direnişlerinde moral verici direnişler ortaya koyan ama faşizmin sopası altında sonuç alıcı, kitlesel isyanlar ortaya koyamayan bir durum tablosu çizebiliriz. Burjuvazinin iki kanadı kendi içlerinde kapışırken emekçi sınıfları kendi politik hedeflerinin arkasına dizmeye, orada tribünlerde tutmaya çalışıyorlar. Faşizm sopayla, burjuva muhalefeti sandığı bekleme telkiniyle yapıyor bunu. Oysa dünya tarihsel deneyimlerinden de çok iyi biliyoruz ki kitlelerin kendi talepleri etrafında kenetlenerek siyaset sahnesine çıkmadığı hiçbir yerde gerçek bir demokratik dönüşüm olmamıştır. O nedenle önceliğimiz bunun yaratılacağı yolları döşemek olmalıdır. Şimdiye dek yürüttüğümüz tartışmalarda buna ağırlıkla Demokrasi İttifakı dedik. Faşizmin yenilmesi ve gerçek bir demokratik dönüşümün kapılarının açılmasının ittifakı. Bu talebe sahip olan tüm emekçilerin, kadınların, halkların, inançların farklılıkları gören ama bunları ortak talepler etrafında buluşturan bir iddia ve irade ile yan yana gelmesi… Milliyetçiliği ve şovenizmi aşan, halklar ve inançlar için eşitliği; patriarkal ezme ilişkisini reddeden, kadınların ve LGBTİ+’ların eşitliğini; doğanın tahribini reddeden bir ekoloji anlayışını içeren bir birliktelik. Bütün mücadele alanları kendi hedefleri doğrultusunda yürürken ortak temel talepler ve yönelimler etrafında bir buluşmanın büyütülmesi. Bunun çeşitli taktik süreçlerle, çeşitli vesilelerle ilmek ilmek örülmesi.

 

1 Mayıs işte bu vesilelerden biri olarak görülmeli. Birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak 1 Mayıs’ta en geniş halk kesimlerinin kendi talepleriyle ama bunları yan yana koymayı becererek, aralarında yaratılmaya çalışılan ayrımları ve ayrımcılıkları aşarak buluşmalarının gerçekleşmesi önemli. Bu buluşmaları bu kitlesellikte, farklılıkların birliğinde gerçekleştirmenin dosta güven düşmana korku veren bir etkisi vardır. Tıpkı 8 Mart’ta her yerde tüm barikatları aşarak buluşan kadınların “Asla vazgeçmeyeceğiz” isyanı gibi… Tıpkı faşizmin bütün saldırılarına rağmen bu coğrafyanın dört bir yanında Kürt halkının yüzbinlerle Newroz ateşlerinin başında çektiği halaylarla taleplerindeki kararlılığın altını çizmesi gibi…”

 

Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın

“Emekçilerin sömürülmesi de göçmenlere karşı ırkçı tutumun kışkırtılması da aynı sistemin yarattığı durumlardır”

“1-İşçi sınıfının en politik gösterisi olan 1 Mayıs, elbette tüm emekçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günüdür. Emek mücadelesi başka bir yanıyla da bir demokrasi mücadelesidir; toplumda ezilen, ötekileştirilen, yok sayılan, ayrımcılığa uğrayan herkes ve her kesim için bir adalet mücadelesidir. Bu yanıyla 1 Mayıs, elbette ayrımcılığın ve ırkçılığın hedefi olan göçmenler için de bir adalet ve mücadele günü olacaktır. Sermaye sınıfı bir yandan göçmen karşıtlığını besleyen bir dil geliştirirken öte yandan göçmen işçileri kayıt dışı emek öznesi ve vahşi bir emek sömürünün hedefi haline getiriyor. Elbette 1 Mayıs’ı, dili, dini, ırkı, ulusu ne olursa olsun bütün emekçilerin ve ötekileştirilenlerin birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak görüyoruz. Emekçilerin sömürülmesi de göçmenlere karşı ırkçı tutumun kışkırtılması da aynı sistemin yarattığı durumlardır.

 

Öte yandan, bugün Türkiye’de herhangi bir yerde çalışan göçmenlerin ezici çoğunluğu ağır bir emek sömürüsüne maruz kalan işlerde adeta karın tokluğuna çalışıyor. 1 Mayıs’ın tarihsel talepleri eşit, özgür ve insanca bir yaşamı işaret eder. Bu talepler bugün Türkiyeli emekçiler kadar, her türlü ayrımcılığa hedef olan göçmenlerin de en temel talepleridir. Bu nedenle 1 Mayıs eşit, özgür ve insanca bir yaşam için ırkçılığın hedefi olan bütün diğer toplumsal kesimler gibi göçmenler için de bir mücadele mevziisi olacaktır.”

 

“Ülkenin demokratikleştirilmesi için yola çıkan Demokrasi İttifakı’nın mücadelesinin temel akslardan biri de emek mücadelesidir”

2-Aslında bu sorunun yanıtı da ilk soruya verilenle doğrudan bağlantılı. Bugün Türkiye’de demokrasi talebi, başta emekçi sınıflar olmak üzere ülkenin en genel ve en önemli talebidir. Türkiye’deki düzenin sömürü çarkı, mevcut iktidarın uygulamalarıyla, kurduğu ilişkiler zinciriyle, yarattığı sermaye sınıfının biçimiyle doğrudan ilişkilidir. Bu sistemin en büyük mağduru ise hiç kuşkusuz emekçilerdir. Son aylarda bazı emekçilerin gerçekleştirdiği hak arama eylemlerini saymazsak, uzun süreden bu yana Türkiye’de örgütlü grevler ya yapılmadı ya da çoğu zaman bu grevler iktidar tarafından çeşitli gerekçelerle engellendi. Bugün Türkiye’de toplumun demokratik haklarını kullanmayı her türlü baskı yöntemiyle engelleyen iktidar, sendikaların en temel ve en meşru silahı olan grev hakkını da engelliyor. Yine sendikaların örgütlenmeleri, emekçiler arasındaki dayanışma da ülkedeki anti demokratik sistem nedeniyle gün geçtikçe zayıflıyor. Sonuçta emek mücadelesi aynı zamanda bir demokrasi mücadelesidir. Ülkenin demokratikleştirilmesi için yola çıkan Demokrasi İttifakı’nın mücadelesini oturtacağı temel akslardan biri de hiç kuşkusuz emek mücadelesi olmalıdır. Emek mücadelesine kör bir hareketin ülkede gerçek bir demokrasi inşa edebileceğini kimse ileri süremez.  Elbette, mevcut tek adam rejiminin sona erdirilmesi, ülke için son derece önemli bir ihtiyaçtır. Fakat aynı zamanda bu rejimin yerine neyin konulacağı da en az bu ihtiyaç kadar önemli bir sorudur. Demokrasi İttifakı bu soruya verilebilecek yanıtları topluma anlatmaya çalışıyor. Bu yanıtları ülkenin emekçi sınıfları olmadan, onların örgütleriyle konuşmadan oluşturmak mümkün değil. Nasıl ki 12 Eylül karanlığının dağılmasında ve demokratik siyaset kanallarının kısmen de olsa açılmasında 90’lı yılların emek hareketi önemli bir işlev gördüyse, şimdi de demokratik siyaset, emek alanının önünü açacak bir ufuk tarif etmek zorundadır. Seçime doğru gittiğimiz bu günlerde bütün siyasi partiler, bir ‘partiler arası ittifak’ veya güç birliğini sağlamaya çalışmakla meşguller. Bu, anlaşılabilir bir durum olmakla birlikte sadece partiler arası bir konsensüs aramak eksik kalmış bir çalışma olacaktır. Bu konsensüsün emek ayağı, emek örgütleri ayağı da mutlaka olmalıdır. 1 Mayıs, emek örgütleriyle bu konsensüsü ilerletme olanağı yaratacak adımlardan biridir. Emekçi sınıflarla, onların örgütleriyle sürekli ve zamana yayılmış bir temasın olması, onlarla iletişimin sürdürülmesi ve karşılıklı beslenme sürecinin geliştirilmesi, Demokrasi İttifakı’nın emek hareketiyle ilgili düşüncesini de topluma açıklama şansı yaratacaktır.

 

Son söz yerine şunları söyleyebilirim;

Pandemi dönemi ve üretim ilişkilerinde ortaya çıkan yeni durumlar, bölgedeki savaşlar, göçmen işçiler ve mülteci sorunu, iklim krizi ve ekolojik meseleler bir anda çoklu krizle bizleri karşı karşıya bıraktı. Ormanın, akarsuyun, göllerin, dağların, hayvanların, neredeyse her şeyin hiçbir güvencesi kalmadı. Ormanlar yana bilir, nehirler-göller kuruya bilir, insanlar işsiz kalabilirler.

 

Türkiye’de ve dünyada içinden geçmekte olduğumuz zaman diliminde işçi sınıf ve yoksullar 1Mayıs gösterilerine hazırlanıyorlar. Başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanan bizler, savaşların ve bölgesel çatışmaların girdabında yoksulluğu, gıda krizini, mültecilere karşı ırkçı saldırganlığı ve ekolojik krizi aynı anda yaşıyoruz. Bambaşka bir dönem ve siyasal atmosferdeyiz. Ülkemiz için en somut durumu söylersek saray etrafında inşa edilen yeni rejim siyasi iktidarı demokratik olmayan esas ve usullerle yapılması gereken secimler üzerine şimdiden gölge düşürmüş durumda.

 

Bu nedenle 2022 1Mayısı güvencesi kalmayan her şey için en güçlü itiraz günü olarak ele alınmalı.

 

Bilmeliyiz ki; sınıfın ve bileşenlerinin güçlü itirazı demokratik dönüşümü emeğin lehine çevirebilir.

 

Başkada yolumuz yoktur, hepimize kolay gelsin...”